Etohum Yaz Kampı eğitim günü

Yaz Kampı Eğitimine gelmeden önce konuya günümün nasıl başladığımı ile başlamak garip olmak umarım :). Dün sabah oldukça zor oldu benim için. Bunun sebebi İstanbul trafiği ve 11üs. Eğer birisi “yeni 11üs istiyoruz!” şeklinde kampanya başlatırsa gönülden destek vereceğimi belirtmek isterim. O otobüslere o doluluk oranında olduğu sürece binmemek en sağlıklısı. Nerede duracağımı bilememek bir yana, yazın getirdiği sıcaklar ile yayıyan dalga dalga ter 🙂 Neyse fazla girmek istemiyorum bu konulara. Bilgi için bakıyor malum birçok kişi bloglara. Ne yapacak 11üs’ü 🙂

Daha önceki yazımda Etohum – Girişim Fabrikası Yaz Kampı programına seçildiğimi yazmıştım. İşte o programı/süreci Burak Büyükdemir dün verilen sınıf eğitimi ile resmi olarak başlattı. Bu yazıda eğitim sırasında aldığım notları, konuşmacıların verdikleri tüyoları sizlerle paylaşacağım( hadi yine iyisiniz :))

İlk olarak sınıf eğitimine gelenleri tanıtmak gerekirse: Sabah, Girişim Fabrikası Direktörü İhsan Elgin “Startup Nasıl Doğar ve Yapılandırılır” ve “İş Fikri Yakalama ve Ölçeklenme Konsepti” gibi konularda bilgiler verdi. Öğleden sonra ise Yonja‘nın CEO’su Dilawar Syed ile başlayan eğitim, bilişim hukuku denildiğinde akla ilk gelen isimlerden olan Av. M. Gökhan Ahi‘nin “Türkiye’de şirket kuruluşu ve yükümlülükler” ve “İnternet şirketleri için hukuk 101” konularındaki dersleri/öğütleri ile devam etti. Son olarak ise sahnede sahnede öyle bir eğitim vardı ki, diğer tüm derslerde aldığım kadar notu sırf bu derste aldım heralde 🙂 iLab Ventures‘dan Yüksel Dibekoğlu bizlere “Yatırımcılar girişimcilerde neye bakar?” ı anlattı.

Detaylara inmek gerekirse İhsan Elgin’in anlattıkları ve aldığım notlar ile başlayalım. İlk olarak meşhur asansör konuşmasına hazırlıklı olmamızı, bir gün gerekli olabileceğini, bu nedenle girişimimizin hangi ihtiyacı karşıladığını, pazar büyüklüğünü, hedef kitleyi, girişimin önemli farklarını, rakipleri vs gibi temel bilgileri veren bir cümle’nin hep aklımızda olması gerektiğini söyledi. Girişimimizin “ilaç” kategorisinde mi, yoksa “vitamin” kategorisinde mi olduğunun farkında olmamız gerektiğinden bahsetti. Çünkü “ilaç” niteliği taşıyan girişimler bir ihtiyacı karşıladığından, daha çabuk büyüme gösterirken, “vitamin” niteliğindekiler, zaten karşılanan ihtiyacı daha iyi ile karşıladığından, “ilaç” olanlara göre daha yavaş büyüme gösterdiğini söyledi. “Yaşam tarzı” ve “Yüksek etki” şirketleri diye kavramlar varmış. Yaşam tarzı şirketleri ismindende anlaşılabileceği gibi iyi bir gelir ile hayatı ikame ettirmeye yararken (yaklaşık 10milyon tl değerli şirketler), yüksek etki şirketleri çok daha büyük, çok daha ileriye götüren şirketlermiş (yaklaşık 100milyon tl değerli şirketler). Bir girişimde bulunurken pazar payının ne kadar büyük olduğunun(Tüik, Avrupa birliği,halka açık şirketler değeri bulurken yararlı olabilir.) ve özellikle büyük olan rakiplerin(girişimin kopyası olması gerekmiyor rakip olması için, sektör rakibi gibi) mutlaka araştırılması gerektiğini söyledi. İş planı oluşturmayı’da uzun uzun anlattı ancak o sırada pür dikkat dinlemekten midir bilinmez bunları not etmemişim 🙁 Son olarak şirketleşmek için acele edilmemesini ve zamanı geldiğinde şirketleşmenin çok daha anlamlı olduğunu söyledi.

Yonja Medya Group CEO’su Dilawar Syed oldukça sempatik bir adamdı. Türkçe bilmediğini ve hepimizin çok iyi ingilizce bilmediğimizi bildiğinden tane tane konuşacağını söylediğinde benim gönlümü kazandı :). Girişimcinin sahip olması gereken özellikleri şöyle sıraladı:

1. Passion (Tutku)

2. Execution (Uygulama)

3. Commitment (Sorumluluk)

4. Impact! (Etki)

Tutku, uygulama ve sorumluluğun etki yaratıcağını ve bunun daha sonra alacağınız yatırımları oluşturacağını söyledi (ben böyle anladım:). Orijinali: “Passion, Execution, Commitment –> Impact as you build next generation of ventures”). Daha sonra genel olarak Yonja Media Group’un neler yaptığından, ne durumda olduğundan vs bahsettiği için, o kısımları not almaktansa dinlemeyi uygun gördüm 🙂 O yüzden fazla birşey diyemiyorum. Ama İşteSosyal isimli sitelerinin oldukça başarılı olduğunu söylemekte yarar var.

Gökhan Ahi geldiğinde direk olaya patent’ten girdi. 🙂 Gerçi olayı bir start-up’ın doğuşundan-ölüşüne(buraya uygun kelime bulamadım :() doğru anlattığı için patentin ilk konu olması normal. Bu konuda birçok kişi tarafından merak edilen noktalara değindi. Örneğin, fikrinize patent alamayacağınızı biliyor muydunuz? 🙂 Bir fikri aynı anda onlarca(belki yüzlerce, binlerce) kişinin düşünebildiğinden dolayı bunun patentlenmesinin mümkün olmadığını söyledi. Aynı şey üretilen yazılım içinde geçerli. İşlevsellik olarak patentlenemiyor. Ancak üretilen kaynak kod “Eser” kapsamına giriyormuş. Dolayısıyla aynı kodları kullanan başka biri olur ise onun hakkında dava açabiliyormuşuz( bunun için patent almaya gerek yok fakat zaman damgası diye birşeyden bahsetti.bknz sahiplen.com). Ancak algoritma için patent alınabiliyormuş ki, bunu da belirtmekte fayda var. Marka tescilinide daha en başta yapmamızın daha sonra başımızın ağırmasını basit bir şekilde engellediğini söyledi(bu tavsiyeye uymak gerekli sanıyorum :)). Herşeyi kitabına uygun yapmamızı tavsiye etti( ileride şirkete yatırım almayı düşündüğümüzde, yatırım firmalarının herşeyi inceleyebileceğinden dolayı). Telif hakları, Eticaret gibi konulardan da bahsetti ancak benim aldığım notlar çerçevesinde bu kadar yazabiliyorum. 🙂

“Yatırımcılar girişimcilerde neye bakar?” sorusunun cevabı ise, başlarda dediğim gibi neredeyse bir bu kadar. O yüzden onu daha sonra yazacağım bilesiniz. 🙂

Bir Cevap Yazın