Google DevFest ’13

Dün bir arkadaşımla beraber GDG İstanbul’un GDG Eskişehir ve GDG Ankara ile birlikte düzenlediği, şimdiye kadar Türkiye’de ilk kez düzenlenen DevFest‘teydik. Genel olarak olumlu bulduğum konferansta eksikliklerde yok değildi.

Öncelikle iyi yanlarından biraz bahsetmek istiyorum. Türkiye’de bu boyutta konferans düzenlendi mi bilmiyorum, ancak bildiğim şu ki katıldığım en geniş kapsamlı konferanstı. Sabah 10:30’dan akşam 18:30 civarına kadar 4 salonda sürekli oturum vardı. Bu şekilde paralel oturum olması bazen hangisine gireceğime karar verememe yol açsa da (birazdan bahsedeceğim olumsuzluklar bunu kolaylaştırdı gerçi) bu genel olarak iyi bir şey.  Neyse gelelim içeriğe. Genellikle mobil teknolojiler üzerineydi oturumlar. Özellikle Android. Bir Google etkinliğinde IOS’a yer verilmesi de ilginç geldi bana açıkcası. Ama karşılaştırabilme ve öğrenme özgürlüğü açısından bunu olumlu buluyorum.

Olumsuz yanlarına gelince bence en büyük sorun A salonu dışındaki salonların küçüklüğüydü. Heleki C ve D deki hiçbir etkinliğe katılamadım. Erkenden gitmek, öbür oturum bitmeden çıkmak gerekiyordu öylede yapmak istemedim açıkcası. Daha büyük salonları olan bir mekan tercih edilebilirdi. Duyduğum kadarıyla herkes bu durumdan şikayetçiydi.

Benim katıldığım oturumlardan ekstra bilgi verirdim normalde ama not tutma şansım olmadı bu sefer. Hatta tutsaydım da içerikten dolayı çok yazacak bir şey olmazdı zaten. Tek diyeceğim Geleceği Yazanlar diye Turkcell’in el ayak verdiği bir platform kurulmuş. Mobil yazılım konusunda türkçe kaynak oluşturma gayretindeler. Girip faydalanabilirsiniz. Neyse son mesajım etkinliğin düzenlenmesine katkıda bulunanlara olacak. Teşekkürler hepinize. Her şeye rağmen güzel bir etkinlik oldu. Daha nicelerinde görüşmek üzere.

MongoDB ve Node.JS nedir?

Uzun bir aradan sonra merhaba. Geçen gün Google Developer Group İstanbul ekibinin hazırladığı, 2013’ün ilk konferansı olan “Merhaba 2013” için İTÜ Ayazağa kampüsündeydim. Ve öğrendiklerimi (gene not alma fırsatım olmadığından) hatırladığım kadarıyla paylaşmak istedim. Yazmadığım dönemde katıldığım başka konferanslarda oldu ancak onlarla ilgili sizinle paylaşabileceğim bir şey bulamadığımdan yazmadım (diyerek sürekli konferanslara gittiğim imasındada bulunmuş olayım 🙂 ). Neyse geçelim konumuza.

Bugün benim katıldığım oturumlardaki konu MongoDB ve Node.JS idi. Uzun zamandır duyuyordum bu kelimeleri. Ve anlamını bilmediğim bir kelime olarak havada kalıyordu. Bugün gitme amacım tamamen öğrenmek olmasada, bu kelimelerin içini doldurmaktı. Amacıma da ulaştım. Sizlere de kulak aşinalığı olması açısından dilim döndüğünce anlatacağım.

İlk olarak öğrendiğim sırayla gidersem, MongoDB ile başlayalım.

Nedir MongoDB?

MongoDB ilişkisel olmayan yani NoSQL veritabanı. Peki ne demek bu ilişkisel olmayan? Yani düşününki veritabanı var, ama içinde ne tablo var, ne transactions (select,insert,update,delete gibi işlemler) var. Peki nasıl oluyor bu iş derseniz şöyleki, MongoDB’yi benim anladığım JSON formatında verileri Array(dizi) olarak tutan bir veritabanı olarak düşünebiliriz. Yani bildiğimiz JSON formatı olduğu için çekilen verileri JSON teknikleri ile sayfaya dökebiliyoruz. Peki neden MongoDB derseniz, en önemli sebep kesinlikle HIZ. Popüler Big Data (Büyük Veri) işlemlerde büyük hız avantajı sağlıyor. Hız isteyenler ve büyük veriyle çalışanlar kesinlikle geçmeli yani. Bu bana MS Access’ten MySQL’e geçtiğim zamanı hatırlattı. Zamanında Access yeterliyken, internet hızlandıkça, veriler arttı, bu oldukça da Access yetmemeye başladı, ve Mysql’e geçildi. Aynı süreç henüz gerekmesede ileride MongoDB için yaşanabilir. Bunu ancak zaman gösterecek.

İkinci olarakta NodeJS ile devam edelim.

Nedir Node.js?

Node.JS sunucu tarafında çalışan(server-side) bir framework. Yani bir programlama dili değil. Amacı bir nevi sunucuda JS çalıştırmak. Bunu örnekle açıklarsam daha kolay olacak sanırım. Örneğin siz bir javascript kodu koyduğunuzda sitenize, kullanıcı sitenize girer ve tarayıcısı destekliyor ise o JS kodu çalışır ve işlemler gerçekleşir. Node.JS ise bunu sunucu tarafında yaparak kullanıcının Tarayıcısından bağımsız çalışmasını sağlıyor. PHP nasıl siteye her giren için aynı sonucu veriyor, sunucu üzerinde yorumlanıp sonuç herkese aynı sunuluyor ise buda öyle birşey. Bu sayede HTML5 ile dahada önem kazanan JS herkeste sorunsuz çalışır hale gelmiş oluyor. Node.JS’in bir diğer büyük avantajı ise HIZ. Apache, ISS vs gerektirmiyor. Node.JS kurduktan sonra, 3-4 satır kod ile HTTP server haline getirebiliyorsunuz bilgisayarınızı veya sunucunuzu.

Dikkatinizi çektiyse iki yeni teknolojide de HIZ vurgusunu yaptım. Etkinlikte söylendiğine göre LinkedIn son tasarım değiştirdiğinde aynı zamanda Node.JS ve MongoDB ikilisine geçiş yapmış, trafiği 2 kat artmasına rağmen sayfa açılış hızı ise 5 kat artmış. Bu muhteşem bir fark.

Genel olarak paylaşmak istediklerim, aklıma gelenler bu kadar şimdilik. Daha detaylı bilgiler için MongoDB ve Node.JS sunumunda kullanılan sunulara şuradan ulaşabilirsiniz.

Justin Cannon ile girişimcilik üzerine

Dün gene her zamanki gibi Etohum toplantısındaydım. Konuk/konuşmacı ise Lingt ve EveryArt gibi girişimleri olan, Ycombinator girişimcisi Justin Cannon idi. Konuşma Justin’in hazırladığı slayt üzerinden başlayıp soru-cevaplar ile sohbet havasında devam etti. Eğlenceli, dinamik ve sempatik kişiliğiyle beğeni kazandı Justin. Benden ona +1 🙂

Bizimle paylaştığı bilgilere genel olarak değinmek istiyorum. Herkes gibi oda maddeler saydı girişimin ve girişimcinin sahip olması gereken. Bunlar:

Network

Perfect Design

Community

Prestige (ve birkaç madde daha)

Bunların elbette önemli olduğunu ama ilk aşamada yapmamız gerekenleri şöyle sıraladı:

Write Code

Talk to users

Evet sadece bu ikisiydi başlangıçta lazım olan. Diğer maddelerle kafamızı karıştırmamamızı, sadece yapmamız gerekene odaklanmamızı söyledi. Kod yaz, kullanıcılarınla konuş. Budur 🙂 Beni motive etti açıkcası bu. Çünkü diğer maddelere o kadar takılıyorum ki, asıl yapmam gerekeni, 2 maddelik kısmı atlıyorum. Böylece Justin’in tavsiyelerine uyduğumu ve işime baktığımı buradan bildiririm. (Ritim‘in açılışı artık dahada yakında yani :))

Daha sonra girişimimizin ölçeklenebilirliğinden bahsetti. Örneğide şuydu: turkishsocialmedia.com gibi bir site olsa. Fikir güzel. Herşey olması gerektiği gibi, ama kitle? Kaç kişi takip edecek, ilgilenecek bu siteylede sen para kazanacaksın? Yani girişimimizde kullanmak isteyecek insanlar olmasına, bir ihtiyacı karşılıyor olmasına dikkat edelim dedi. Bahsettiği bir diğer konuda girişimde bulunurken parayı düşünmemek. Yapmamız gerekenleri yaparsak ve başarılı olursak zaten paranın geleceğini, bunun zor birşey olmadığını söyledi. Ki bu dediğide motive ediciydi 🙂

Özetle bir Etohum toplantısı daha geride kaldı. Ve iyiki gitmişim dediğim toplantılardan.Bu yüzden Burak Büyükdemir‘e teşekkür ediyorum. not: Konuşma ingilizceydi ve not tutma fırsatım olmadı. Bu iki madde demek oluyorki, anlayabildiğim ve hatırlayabildiğim kadarını aktardım sizlere. Atladığım önemli şeyler oldu ise affola 🙁

Yatırımcılar girişimcilerde neye bakar?

Evet bu konuda yazacağımı daha önceki “Etohum yaz kampı eğitim günü” yazımda söylemiştim. Etohum yaz kampının son konuğu ( bizim için eğitmen 🙂 ) Yüksel Dibekoğlu idi. Aldığım notları elimden geldiği kadar paylaşacağım. İlk olarak, yukarıda gözüken resim ile başladı sunumuna Yüksel Dibekoğlu (“Show me the money”). Aslında bunu yaparak işin ana mantığını söylemiş oldu. Netice itibariyle yatırımcının da amacı para kazanmak. Kimse iyilik olsun diye vermiyor milyon dolarlara varan paralarını. Genel olarak yatırımcıların girişimcilerde hangi özellikleri aradıklarını bize liste halinde verdi. Bende size bu listeyi, listedeki maddelere kattığı yorumlar ile birlikte aktatırıyorum:

Tutku (Girişimi hakkında tutkulu olmalı girişimciler. İyi maaşlı işini bunun için bırakabilmeli.)

Deneyim (Öğrenciler deneyimim yok diyor ama öğrenci kulüpleri bile birer deneyim alanı.)

Bilgi (Proje hakkında bilgili olmalı. Sorular soruları cevaplayabilmeli.)

Yetkinlik (Yetenekli olma)

Liderlik (İkna edici, peşinden sürükleyici)

Adanmışlık (Kendini girişime verme)

Vizyon (Ufkun ötesini görebilmeli.)

Gerçekçilik (Öngörüde bulunan, hayallerle kendini kandırmayan.)

Dinleme Becerisi (Tavsiyeleri dinlemeli, dikkate almalı!)

Dürüstlük (Bunun en önemli maddelerden olduğunu ve kimsenin kendisine yalan söyleyen biriyle iş yapmak istemeyeceğini söyledi.)

Daha sonra sunumlar konusuna geldi. Ve sunumlarda aksiliklere hazırlıklı olmak gerektiğini belirtti. İnternet olmayabileceğini düşünerek B planımızın da olmasının yararımıza olacağını söyledi (bazen sunumlarda internet kullanmak istiyormuş bazı girişimciler, ve şansa o an internette sorun olabiliyormuş 🙂 ) Kendilerine sunuma gelen girişimcilerden neler beklediklerini de liste halinde verdi. Ve ben size yine yorumlarıyla birlikte aktarıyorum:

Elevator pitch (2 cümlelik, projenizi anlatan bir özet)

Genel özet (1,2 slaytlık)

Slaytta az yazı, Ağızda çok laf (Girişimcisinin slayttan anlatmaktan çok kendisinin etkin olmasını beklediklerini söyledi.)

Ekip (Resimli 🙂 )

Pazar (Pazarın büyük olmasını beklediklerini, ve miktar olarakta bunu belirtmemiz gerektiğini söyledi.)

Ürün (Çalışan bir demo, ya da çalışmasa bile nasıl gözükeceğine dair bir grafik tasarım)

İş modeli (1 temel, 2 yan para kazanma yolu olmasını önerdi.)

Rekabet (Rakipleri saymamızı söyledi.)

Pazara giriş engelleri (Yüksek engeli sevdiklerini söyledi 🙂 )

Pazarlama planı (Müşteriye nasıl, ne maliyetle ulaşacağımızı anlatmamız gerektiğini ve bunu 100 lira gibi küçük bir miktar ile kendimizin test edebileceğini not düştü.)

Finansal projeksiyon (12 ay, aylık projeksiyon. Ne kadar, nereye harcanacak)

Yatırım miktarı (“ne istiyorsun?”, “ne için istiyorsun?” gibi sorulara cevap vermemiz gerektiğini söyledi.)

Değerleme (Şirketimize kaç para değer biçiyorsak bunu açıkça söylememiz gerektiğini söyledi.)

Bu şekilde toplamda 15-20 sayfalık bir slaytın yeterli olduğunu söyledi. Ama bu kadar bilgiyi, o kadar slayta nasıl sığdırabileceğimizi anlatmadı 🙂 Bu yüzden bu bilgiyi bende sizlerle paylaşamıyorum.

Projeyi beğenirse, yatırım yapmasa da, girişimcileri diğer yatırımcı çevresine yönlendirdiğini (referans olduğunu) anlattı. “Yatırımcılar, yatırım yaparken bazen çoğunluk hisse istiyor. Buda girişimcinin heyecanını kırıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” şeklinde bir soru üzerine şirkete ilk başta azınlık hissedar olarak girmeyi tercih ettiklerini söyledi. Ancak bu durum daha sonra şirketin büyümesiyle, yeni yatırımlarla değişebilirmiş. Fakat dikkat edilmesi gereken girişimcinin elinde kalan hissenin değeri. Kendilerine başvuran girişimcilerin, projelerinin yaklaşık $500k ile $10M arasında bir değerde olmasını beklediklerini söylemekte fayda var. Küçük projeler ile boşuna iş çıkarmayın sizde başınıza 🙂 . En son olarakta ekibin önemli olduğunu, ama girişimcilerin tek başına başvurmalarında da bir engel olmadığını belirtti.

Ve böylece Etohum yaz kampı ilk eğitim günü bitmiş oldu. Devamı gelecek mi göreceğiz ama gelirse haberiniz olur merak etmeyin :). Bir de benim eklemek istediğim bir şey var ki o da, Etohum aracılığı ile büyük internet şirketlerinden birinde staj yapma şansım var. Bu konuda başvurularımı yaptım. Bana şans dileyin 🙂

 

Etohum Yaz Kampı eğitim günü

Yaz Kampı Eğitimine gelmeden önce konuya günümün nasıl başladığımı ile başlamak garip olmak umarım :). Dün sabah oldukça zor oldu benim için. Bunun sebebi İstanbul trafiği ve 11üs. Eğer birisi “yeni 11üs istiyoruz!” şeklinde kampanya başlatırsa gönülden destek vereceğimi belirtmek isterim. O otobüslere o doluluk oranında olduğu sürece binmemek en sağlıklısı. Nerede duracağımı bilememek bir yana, yazın getirdiği sıcaklar ile yayıyan dalga dalga ter 🙂 Neyse fazla girmek istemiyorum bu konulara. Bilgi için bakıyor malum birçok kişi bloglara. Ne yapacak 11üs’ü 🙂

Daha önceki yazımda Etohum – Girişim Fabrikası Yaz Kampı programına seçildiğimi yazmıştım. İşte o programı/süreci Burak Büyükdemir dün verilen sınıf eğitimi ile resmi olarak başlattı. Bu yazıda eğitim sırasında aldığım notları, konuşmacıların verdikleri tüyoları sizlerle paylaşacağım( hadi yine iyisiniz :))

İlk olarak sınıf eğitimine gelenleri tanıtmak gerekirse: Sabah, Girişim Fabrikası Direktörü İhsan Elgin “Startup Nasıl Doğar ve Yapılandırılır” ve “İş Fikri Yakalama ve Ölçeklenme Konsepti” gibi konularda bilgiler verdi. Öğleden sonra ise Yonja‘nın CEO’su Dilawar Syed ile başlayan eğitim, bilişim hukuku denildiğinde akla ilk gelen isimlerden olan Av. M. Gökhan Ahi‘nin “Türkiye’de şirket kuruluşu ve yükümlülükler” ve “İnternet şirketleri için hukuk 101” konularındaki dersleri/öğütleri ile devam etti. Son olarak ise sahnede sahnede öyle bir eğitim vardı ki, diğer tüm derslerde aldığım kadar notu sırf bu derste aldım heralde 🙂 iLab Ventures‘dan Yüksel Dibekoğlu bizlere “Yatırımcılar girişimcilerde neye bakar?” ı anlattı.

Detaylara inmek gerekirse İhsan Elgin’in anlattıkları ve aldığım notlar ile başlayalım. İlk olarak meşhur asansör konuşmasına hazırlıklı olmamızı, bir gün gerekli olabileceğini, bu nedenle girişimimizin hangi ihtiyacı karşıladığını, pazar büyüklüğünü, hedef kitleyi, girişimin önemli farklarını, rakipleri vs gibi temel bilgileri veren bir cümle’nin hep aklımızda olması gerektiğini söyledi. Girişimimizin “ilaç” kategorisinde mi, yoksa “vitamin” kategorisinde mi olduğunun farkında olmamız gerektiğinden bahsetti. Çünkü “ilaç” niteliği taşıyan girişimler bir ihtiyacı karşıladığından, daha çabuk büyüme gösterirken, “vitamin” niteliğindekiler, zaten karşılanan ihtiyacı daha iyi ile karşıladığından, “ilaç” olanlara göre daha yavaş büyüme gösterdiğini söyledi. “Yaşam tarzı” ve “Yüksek etki” şirketleri diye kavramlar varmış. Yaşam tarzı şirketleri ismindende anlaşılabileceği gibi iyi bir gelir ile hayatı ikame ettirmeye yararken (yaklaşık 10milyon tl değerli şirketler), yüksek etki şirketleri çok daha büyük, çok daha ileriye götüren şirketlermiş (yaklaşık 100milyon tl değerli şirketler). Bir girişimde bulunurken pazar payının ne kadar büyük olduğunun(Tüik, Avrupa birliği,halka açık şirketler değeri bulurken yararlı olabilir.) ve özellikle büyük olan rakiplerin(girişimin kopyası olması gerekmiyor rakip olması için, sektör rakibi gibi) mutlaka araştırılması gerektiğini söyledi. İş planı oluşturmayı’da uzun uzun anlattı ancak o sırada pür dikkat dinlemekten midir bilinmez bunları not etmemişim 🙁 Son olarak şirketleşmek için acele edilmemesini ve zamanı geldiğinde şirketleşmenin çok daha anlamlı olduğunu söyledi.

Yonja Medya Group CEO’su Dilawar Syed oldukça sempatik bir adamdı. Türkçe bilmediğini ve hepimizin çok iyi ingilizce bilmediğimizi bildiğinden tane tane konuşacağını söylediğinde benim gönlümü kazandı :). Girişimcinin sahip olması gereken özellikleri şöyle sıraladı:

1. Passion (Tutku)

2. Execution (Uygulama)

3. Commitment (Sorumluluk)

4. Impact! (Etki)

Tutku, uygulama ve sorumluluğun etki yaratıcağını ve bunun daha sonra alacağınız yatırımları oluşturacağını söyledi (ben böyle anladım:). Orijinali: “Passion, Execution, Commitment –> Impact as you build next generation of ventures”). Daha sonra genel olarak Yonja Media Group’un neler yaptığından, ne durumda olduğundan vs bahsettiği için, o kısımları not almaktansa dinlemeyi uygun gördüm 🙂 O yüzden fazla birşey diyemiyorum. Ama İşteSosyal isimli sitelerinin oldukça başarılı olduğunu söylemekte yarar var.

Gökhan Ahi geldiğinde direk olaya patent’ten girdi. 🙂 Gerçi olayı bir start-up’ın doğuşundan-ölüşüne(buraya uygun kelime bulamadım :() doğru anlattığı için patentin ilk konu olması normal. Bu konuda birçok kişi tarafından merak edilen noktalara değindi. Örneğin, fikrinize patent alamayacağınızı biliyor muydunuz? 🙂 Bir fikri aynı anda onlarca(belki yüzlerce, binlerce) kişinin düşünebildiğinden dolayı bunun patentlenmesinin mümkün olmadığını söyledi. Aynı şey üretilen yazılım içinde geçerli. İşlevsellik olarak patentlenemiyor. Ancak üretilen kaynak kod “Eser” kapsamına giriyormuş. Dolayısıyla aynı kodları kullanan başka biri olur ise onun hakkında dava açabiliyormuşuz( bunun için patent almaya gerek yok fakat zaman damgası diye birşeyden bahsetti.bknz sahiplen.com). Ancak algoritma için patent alınabiliyormuş ki, bunu da belirtmekte fayda var. Marka tescilinide daha en başta yapmamızın daha sonra başımızın ağırmasını basit bir şekilde engellediğini söyledi(bu tavsiyeye uymak gerekli sanıyorum :)). Herşeyi kitabına uygun yapmamızı tavsiye etti( ileride şirkete yatırım almayı düşündüğümüzde, yatırım firmalarının herşeyi inceleyebileceğinden dolayı). Telif hakları, Eticaret gibi konulardan da bahsetti ancak benim aldığım notlar çerçevesinde bu kadar yazabiliyorum. 🙂

“Yatırımcılar girişimcilerde neye bakar?” sorusunun cevabı ise, başlarda dediğim gibi neredeyse bir bu kadar. O yüzden onu daha sonra yazacağım bilesiniz. 🙂

Etohum – Girişim Fabrikası Yaz Kampına seçildim

Evet, daha ilk yazımda belirtmiştim, bir başvurunun şartları arasında olduğu için blog açtığımı.Dahada geçmişe gidersek bu macera aslında bu yıl Girişim Fabrikası‘na başvurmamla başladı. Daha sonra oraya seçildiğimi öğrendim fakat etkinlik programı açıklandığında fark ettim ki, kamp günleri benim şehir dışında olduğum günlere denk geliyordu, ve bir ekibim olmadığı için(tek başıma başvurdum), kampa katılmam mümkün gözükmüyordu. Durum öyle olunca üzüldüm dolayısıyla, ancak daha sonra Etohum‘unda benzer etkinliği düzenlediğini ve programında bana uyduğunu fark ettim ve başvuru yaptım. Ve neticede bu sefer istediğim oldu. Başvurum değerlendirildiği ve seçildiğim konusunda e-postayı geçen gün aldım. Ancak yazmaya fırsat bulabildim .Bilmiyorum kaç kişi başvurdu, kaç kişi arasından seçildim. Belkide seçmek zorunda kaldılar yoğun ilgilen! 🙂 Ama sonuçta benim için önemli olan, istediğim bir şeydi ve elde ettim. Açıkcası insanın emeklerinin karşılığını aldığını görmesi mutluluk verici. Tabi bu daha başlangıç. Şu aşamadan sonra Girişim Fabrikası’nda eğitim, çeşitli görevler vs beni bekliyor.

Kısaca geçen yıl neler olduğunu hatırlarsak bu yılda beni nelerin beklediğini anlamış oluruz. Geçen yıl başvurular bittikten sonra, ilk olarak seçilen üniversiteli girişimcilere sınıf eğitimleri verilmiş, bu eğitimlerde start-up kültürü, ekonomi, hukuk vs gibi girişimcilere gerekli olan birçok bilgi aktarılmıştı. Bu seneye baktığımızda sadece 1 günlük eğitim gözükmekte, ama belkide sonradan açıklanacaktır diğer eğitimler (var ise). Daha sonra girişimcilerle sektörün önce gelen (mynet,yemeksepeti gibi) internet şirketlerine geziler düzenlenmiş, girişimcilerin bu şirketlerdeki yetkililerden sınırsız bilgi edinmeleri sağlanmıştı (bu aşama bu yılda aynı şekilde olacak gibi duruyor şuan ki açıklamalara göre) . Daha sonra neler olduğunu o ara takip edemediğim için şuan bilemiyorum. Ama bu yıl anladığım kadarıyla iş fikirlerimizi iş planı haline getirip, Etohum – Girişim Fabrikası danışma kuruluna sunacağız. Daha detaylı bilgiyi gide gele edineceğimi düşünüyorum, ve elimden geldiğince sizlerle de paylaşacağım.

Tüm bu hikayeden sonra her ne kadar bu yüzden açtım bu blogu desemde, bu başvuru sadece bir vesile oldu. Bloga yazmaya devam edeceğim (öyle umuyorum) merak etmeyin 🙂

Arı Çekirdek finali

Bugün yoğun bir gündü benim için. Gündüz Arı Çekirdek‘in final etkinliğinde finalist girişimcileri dinlemekle geçerken, gecede Fanta Gençlik Festivali kapsamında Emre Aydın ve Tarkan konseri için Bilgi Üniversitesi’nin Eyüp’teki Santral kampüsündeydim. Gece tam bir rezalet olduğu ve sizinde çok ilginizi çekeceğini düşünmediğim için o kısmı atlıyorum. O yüzden yazımın konu başlığında olduğu gibi içeriğide Arı Çekirdek finali hakkında olacak.

Bilmeyenler “Nedir bu Arı Çekirdek?” diye soracak olursa Arı Çekirdek, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin teknoparkı olan Arı Teknokent’in başlatmış olduğu bir girişimci yarışması. Sanırım eylül ekim gibi başvurular toplanmış, oradan seçilen girişimciler bir eğitime, kampa falan alınmış ve bu güne kadar gelmiş. İşte onların son sunumlarını yaptıkları etkinlikti bu etkinlik. Neler yapmak istediklerini, nelere, ne kadar ihtiyaçları olduklarını ve ne kadar kazanabileceklerini anlattılar sahnede. Her birine ayrılan 4’er dakikada (bir miktar aşanlar oldu tabi ki, ama 6. dakikada birini neredeyse sahneden kovuyorlardı 🙂 ) bunları anlattılar. Benim oldukça beğendiğim projelerle birlikte finalist olmasına şaşırdığım projelerde oldu ama ben başarılı bulduklarımdan biraz bahsedeceğim, başarısız bulduklarımı kişisel fikirlerimle karalamış gibi olmamak için.

Projelerden genel olarak bahsetmek gerekirse hepsi kendi alanında iyi başarılıydı (az veya çok). Bir liste halinde hepsini vermiş olayım merak edenler için: Taksi Rehberi, Akmo-inek, N1-Sırtlan, Akıllı Ayna, Kablosuz Enerji, BrandEval, imona, Rovler, Saydam Aerojel, Power Trader, Öykücü, Hidrojen Teknesi, Roket Adamlar, Whonear, Çok Fonksiyonlu Uydular. İlk bakışta, sunumlardan önce benim dikkatimi, internetle alakaları olduğunu bildiğim için “Taksi Rehberi” ve “Whonear” çekmişti. Taksi Rehberi benim Muharrem Taç‘tan bildiğim “Hey Taksi!” projesinin biraz daha ticarileşmiş ve gelişmiş versiyonu. Whonear’ı ise Webrazzi‘yi takip edenler bilir heralde. Ama sunumlar yapıldıktan sonra dikkatim başka projelere kaymadı desem yalan olur.

Öncelikle benim gönlümün 1.si, finalde de 2. olan N1-Sırtlan isimli proje oldu. Olay şuydu, öyle bir madde keşfetmişler ki, normalde sıvı veya yumuşak olan madde, baskı uygulandığında sertleşiyor. Bu olay o kadar farklı alanlarda işe yararki. Ben çok beğendim. Örneğin: Bir giysi düşünün bu maddeyle kaplanmış, o giysi normalde gayet rahat, gayet kolay hareket etmenizi sağlayan bir giysiyken, bir mermi geldiğinde o bölge aniden sertleşiyor ve kurşun size zarar vermiyor. Öyle harika birşey işte. Veya çok daha basit bir örnek: düşününki bir telefon kılıfı. Normalde kolayca takıp çıkarıyorsunuz ama telefon yere düştüğünde sertleşiyor ve telefon herhangi bir zarar görmüyor. Gibi gibi şeyler. Sahnede çok daha çeşitli alanlarda örnekler verdiler ama bunlar geliyor şuan aklıma.

Bir diğer beğendiğim proje yarışmada ilk 3’e girememesine rağmen bence girmeliydi. Etohum 40 finalindede bir benzeri vardı aslında (şuan derece alıp almadığını hatırlayamıyorum ama). Akıllı ayna diye birşey. Öyle bir ayna hayal edinki, mağazaya gittiğinizde ürünleri siz üstünüze giymeden üstünüzde nasıl duracağını size göstersin. Veya online dünyada bakarsak olaya, E-ticaret sitesinde ürünün resmiyle ikna olmak yerine, Webcam aracılığı ile onun üstünüzde nasıl durduğunu gördüğünüzü düşünün.  Arkadaşlar bir adım daha ileri gitmiş ve bu aynanın size en uygun bedenide bulabileceğini böylece yanlış beden alma sorununun da çözüleceğini iddia ettiler ( yanlış beden ürün alımı oranı %9muş bu arada)

Etkinlik İTÜ’deydi malum. İyi der geçerdim de bu kadar iyi bilmezdim. Hani reklam gibi oldu biraz rektör anlattı İTÜ’yü ama. Boş reklam değildi hani. Rektör konuşurken kalkıp “Adam haklı beyler.” diyesim geldi. Artık İTÜ diyince birçok projede dünya 1.si olan bir üniversiteden bahsetmiş olduğumun farkında olacağım. Hele bir liste gösterdiler ki, bir sonuç listesi. 1. sırada İTÜ var, ve listenin devamı sadece ABD üniversiteleri. Düşünün o an nasıl gurur duydum. Sizde okurken gurur duymuşunuzdur eminim 🙂 . Ne diyim bir daha dünyaya gelsem, ne yapar ne eder, İTÜ’de okurdum heralde. (yanlış hatırlamıyorsam güneş enerjili tekne idi dünya 1.si. Gerçi ondan başka birçok projede vardı da o kalmış aklımda.)

Birde mutlaka bahsetmem gereken birşey varki, o da Frutation. Reklamını yapmalıyım. 🙂 Etkinlik kapsamında kahve aralarında, masalarda Frutation’un yenilebilir meyve buketleri vardı. Hele o bukette bir çikolatalı çilekler vardı ki. Mest oldum adeta 🙂 Bu zamana kadar denk gelmemiş/denememiştim. Ama artık denedim ve sık olmasada (malum fiyatlar) almaya karar verdim. Sizlerede tavsiye ederim.

Arı Çekirdek Finali hakkında yazacaklarım şimdilik bu kadar. Gelirse aklıma ilginç detaylar gene yazarım. O yüzden konuyla ilgileniyorsanız bu yazıyı takipte kalmanızı öneririm. Hadi kalın sağlıcakla.