Telefonu bilgisayara 3G modem olarak tanıtmak

Selamlar öncelikle. Uzun zamandır yazmıyordum. Yazmama sebebim son zamanlarda faydalı bilgiler edinmemiş olmam. Edindiğimde acilen paylaşıyorum zaten sizinle. Velhasıl şimdi paylaşmam gereken bilgiler öğrendim ve yazıyorum.

Olay dedem ve babanemi gerek ziyaret, gerek yardım etmek amacıyla memleketim olan Artvin’in Ardanuç ilçesine bağlı Anaçlı köyüne gelmemle başladı. Bizim köy, mis gerçekten 🙂 Temiz havası, temiz suyu ile sağlıklı bir yaşam alanı. Hamama giren terler misali, buradada çalışmak bitmiyor. Bu sayede son dönemlerde aldığım kiloları veririm derken, fark ettim ki çok daha fazla yiyorum.  Sonuçta ne olacak bilmiyoorum 🙂 Neyse özel hayat kısmına daha fazla girmeyeyim. Neticede internet’in elimin altında olması gerekiyordu. Fakat sorun şuydu ki telefon yaklaşık 2 aydır kesik, ve “kablo gelmedi” diyerek düzeltmiyordu/düzeltemiyordu “Türk Telekom”. Bende sorunu nasıl çözeceğimi düşünürken 3G geldi aklıma. Burada 3G çekmiyor gerçi, ama EDGE var ve oda işimi görür diye düşündüm. Görüyorda 🙂

Araştırmalarımı yaptım. Önce Turkcell’e gittim. Bana 1 aylık 3G lazım diye. Onlarda 1 aylık paketleri olmadığını, 3 aylık paket almam gerektiğini söylediler. Fiyatını sordum, toplamda 3 aylık 180 lira civarına geliyordu. Çok geldi açıkcası. Diğer bir seçenekte Vınn alıp internet paketi almaktı. Sadece Vınn bedelinin 120 lira civarı olduğunu düşünürsek o seçenekte pek karlı gözükmedi. En mantıklısı Gittigidiyor gibi bir yerden 2. el Vınn alıp Turkcell’den paket almak gözüküyordu o sırada. Daha sonra Vodafone’a gittim. Orada da 1 aylık paketleri olmadığını, 3 aylık olduğunu söylediler. Toplamda da Turkcell’e göre oldukça uygundu. 110 lira civarı. İyi dedim Avea’ya da bakayım olmazsa alayım (Vodafone’da da taahhütsüz almak isteyenlere vodemler 120 lira civarı). Avea’ya gittiğimde ilginç bir olay oldu. Görevli bayana her zamanki gibi “1 aylık 3G internete ihtiyacım” olduğunu söylediğimde telefonundan 500’ü arayarak bana verdi. Buyrun sorun dedi 🙂 Yapılan şey karşısında şaşkınlığımı gizleyememekle beraber müşteri temsilcisinin açmasını bekledim. Aynı şekilde olayı anlattım. Bana telefonumu bilgisayara modem olarak tanıtabileceğimi ve daha sonra 14.5 tl’ye 1GB internet paketi alarak kullanabileceğimi söyledi. Çok iyi değil mi? 🙂 Şaşırdım ve kendimi internet cafede buldum olayın detaylarını araştırmak için. Meğer bu olay eskiden epey popülermiş. ADSL bu kadar hızlı olmadığı zamanlarda. ADSL hızlanınca popüleritesi sönmüş ama şimdi 3G çıkınca tekrar gündeme gelmiş.

Neticede anladımki Vınn,Vodem,Jet vesaire para tuzağı. 3G’si olan herhangi bir telefon modem işini görüyor zaten (Biraz fazla şarj yiyor ama). Hatta 3G’si olmayan ama EDGE’si olan telefonlarda iş görüyor. Bluetooth veya Kızılötesi ile bilgisayarla bağlantı kuruyor ve telefonun internetini kullanıyorsunuz. Hatta onlar yoksada USB kablosu iş görüyor. Yapmanız gerekenler şunlar:

Önce telefonun Bluetooth’unu açıyorsunuz. Herkese görünür şekilde tabi. Daha sonra bilgisayardan  Denetim masası>Aygıtlar ve yazıcılar bölümüne giriyorsunuz. Aygıt ekle diyerek telefonunuzu ekliyorsunuz. Daha sonra telefonunuza çift tıklatarak Bluetooth Aygıt Denetimi bölümüne girmiş oluyorsunuz. Orada numara kısmına *99# yazıyoruz gerekirse. Ve bağlan diyoruz. Hepsi bu kadar. 🙂 Bulunduğunuz konumda telefonunuz 3G çekiyorsa 3G hızında, EDGE çekiyorsa EDGE hızında internete bağlanıyorsunuz. Ve 14.5 tl ile kısa süreli internet ihtiyacınızı çözmüş oluyorsunuz 🙂 Hadi güle güle girin internete 🙂 Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle.

Not: Kızılötesi olmadığı için onu test edemedim ama o şekilde bağlanmak için bilgisayarınızda kızılötesi olması gerekiyor hatırlatayım. Yok ise usb aparatlar ile bu desteği sağlayabilirsiniz ama telefonun uzakta olabilmesi avantajı dolayısıyla Bluetooth’u tavsiye ederim.

Güncelleme: Android veya iOS işletim sistemli telefonlarda direk Wifi Hotspot oluşturma var. Yani onlar için internet paylaştırma olayı çok daha kolay. Bu yazı eski model telefonlar içindir.

Justin Cannon ile girişimcilik üzerine

Dün gene her zamanki gibi Etohum toplantısındaydım. Konuk/konuşmacı ise Lingt ve EveryArt gibi girişimleri olan, Ycombinator girişimcisi Justin Cannon idi. Konuşma Justin’in hazırladığı slayt üzerinden başlayıp soru-cevaplar ile sohbet havasında devam etti. Eğlenceli, dinamik ve sempatik kişiliğiyle beğeni kazandı Justin. Benden ona +1 🙂

Bizimle paylaştığı bilgilere genel olarak değinmek istiyorum. Herkes gibi oda maddeler saydı girişimin ve girişimcinin sahip olması gereken. Bunlar:

Network

Perfect Design

Community

Prestige (ve birkaç madde daha)

Bunların elbette önemli olduğunu ama ilk aşamada yapmamız gerekenleri şöyle sıraladı:

Write Code

Talk to users

Evet sadece bu ikisiydi başlangıçta lazım olan. Diğer maddelerle kafamızı karıştırmamamızı, sadece yapmamız gerekene odaklanmamızı söyledi. Kod yaz, kullanıcılarınla konuş. Budur 🙂 Beni motive etti açıkcası bu. Çünkü diğer maddelere o kadar takılıyorum ki, asıl yapmam gerekeni, 2 maddelik kısmı atlıyorum. Böylece Justin’in tavsiyelerine uyduğumu ve işime baktığımı buradan bildiririm. (Ritim‘in açılışı artık dahada yakında yani :))

Daha sonra girişimimizin ölçeklenebilirliğinden bahsetti. Örneğide şuydu: turkishsocialmedia.com gibi bir site olsa. Fikir güzel. Herşey olması gerektiği gibi, ama kitle? Kaç kişi takip edecek, ilgilenecek bu siteylede sen para kazanacaksın? Yani girişimimizde kullanmak isteyecek insanlar olmasına, bir ihtiyacı karşılıyor olmasına dikkat edelim dedi. Bahsettiği bir diğer konuda girişimde bulunurken parayı düşünmemek. Yapmamız gerekenleri yaparsak ve başarılı olursak zaten paranın geleceğini, bunun zor birşey olmadığını söyledi. Ki bu dediğide motive ediciydi 🙂

Özetle bir Etohum toplantısı daha geride kaldı. Ve iyiki gitmişim dediğim toplantılardan.Bu yüzden Burak Büyükdemir‘e teşekkür ediyorum. not: Konuşma ingilizceydi ve not tutma fırsatım olmadı. Bu iki madde demek oluyorki, anlayabildiğim ve hatırlayabildiğim kadarını aktardım sizlere. Atladığım önemli şeyler oldu ise affola 🙁

Yatırımcılar girişimcilerde neye bakar?

Evet bu konuda yazacağımı daha önceki “Etohum yaz kampı eğitim günü” yazımda söylemiştim. Etohum yaz kampının son konuğu ( bizim için eğitmen 🙂 ) Yüksel Dibekoğlu idi. Aldığım notları elimden geldiği kadar paylaşacağım. İlk olarak, yukarıda gözüken resim ile başladı sunumuna Yüksel Dibekoğlu (“Show me the money”). Aslında bunu yaparak işin ana mantığını söylemiş oldu. Netice itibariyle yatırımcının da amacı para kazanmak. Kimse iyilik olsun diye vermiyor milyon dolarlara varan paralarını. Genel olarak yatırımcıların girişimcilerde hangi özellikleri aradıklarını bize liste halinde verdi. Bende size bu listeyi, listedeki maddelere kattığı yorumlar ile birlikte aktatırıyorum:

Tutku (Girişimi hakkında tutkulu olmalı girişimciler. İyi maaşlı işini bunun için bırakabilmeli.)

Deneyim (Öğrenciler deneyimim yok diyor ama öğrenci kulüpleri bile birer deneyim alanı.)

Bilgi (Proje hakkında bilgili olmalı. Sorular soruları cevaplayabilmeli.)

Yetkinlik (Yetenekli olma)

Liderlik (İkna edici, peşinden sürükleyici)

Adanmışlık (Kendini girişime verme)

Vizyon (Ufkun ötesini görebilmeli.)

Gerçekçilik (Öngörüde bulunan, hayallerle kendini kandırmayan.)

Dinleme Becerisi (Tavsiyeleri dinlemeli, dikkate almalı!)

Dürüstlük (Bunun en önemli maddelerden olduğunu ve kimsenin kendisine yalan söyleyen biriyle iş yapmak istemeyeceğini söyledi.)

Daha sonra sunumlar konusuna geldi. Ve sunumlarda aksiliklere hazırlıklı olmak gerektiğini belirtti. İnternet olmayabileceğini düşünerek B planımızın da olmasının yararımıza olacağını söyledi (bazen sunumlarda internet kullanmak istiyormuş bazı girişimciler, ve şansa o an internette sorun olabiliyormuş 🙂 ) Kendilerine sunuma gelen girişimcilerden neler beklediklerini de liste halinde verdi. Ve ben size yine yorumlarıyla birlikte aktarıyorum:

Elevator pitch (2 cümlelik, projenizi anlatan bir özet)

Genel özet (1,2 slaytlık)

Slaytta az yazı, Ağızda çok laf (Girişimcisinin slayttan anlatmaktan çok kendisinin etkin olmasını beklediklerini söyledi.)

Ekip (Resimli 🙂 )

Pazar (Pazarın büyük olmasını beklediklerini, ve miktar olarakta bunu belirtmemiz gerektiğini söyledi.)

Ürün (Çalışan bir demo, ya da çalışmasa bile nasıl gözükeceğine dair bir grafik tasarım)

İş modeli (1 temel, 2 yan para kazanma yolu olmasını önerdi.)

Rekabet (Rakipleri saymamızı söyledi.)

Pazara giriş engelleri (Yüksek engeli sevdiklerini söyledi 🙂 )

Pazarlama planı (Müşteriye nasıl, ne maliyetle ulaşacağımızı anlatmamız gerektiğini ve bunu 100 lira gibi küçük bir miktar ile kendimizin test edebileceğini not düştü.)

Finansal projeksiyon (12 ay, aylık projeksiyon. Ne kadar, nereye harcanacak)

Yatırım miktarı (“ne istiyorsun?”, “ne için istiyorsun?” gibi sorulara cevap vermemiz gerektiğini söyledi.)

Değerleme (Şirketimize kaç para değer biçiyorsak bunu açıkça söylememiz gerektiğini söyledi.)

Bu şekilde toplamda 15-20 sayfalık bir slaytın yeterli olduğunu söyledi. Ama bu kadar bilgiyi, o kadar slayta nasıl sığdırabileceğimizi anlatmadı 🙂 Bu yüzden bu bilgiyi bende sizlerle paylaşamıyorum.

Projeyi beğenirse, yatırım yapmasa da, girişimcileri diğer yatırımcı çevresine yönlendirdiğini (referans olduğunu) anlattı. “Yatırımcılar, yatırım yaparken bazen çoğunluk hisse istiyor. Buda girişimcinin heyecanını kırıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” şeklinde bir soru üzerine şirkete ilk başta azınlık hissedar olarak girmeyi tercih ettiklerini söyledi. Ancak bu durum daha sonra şirketin büyümesiyle, yeni yatırımlarla değişebilirmiş. Fakat dikkat edilmesi gereken girişimcinin elinde kalan hissenin değeri. Kendilerine başvuran girişimcilerin, projelerinin yaklaşık $500k ile $10M arasında bir değerde olmasını beklediklerini söylemekte fayda var. Küçük projeler ile boşuna iş çıkarmayın sizde başınıza 🙂 . En son olarakta ekibin önemli olduğunu, ama girişimcilerin tek başına başvurmalarında da bir engel olmadığını belirtti.

Ve böylece Etohum yaz kampı ilk eğitim günü bitmiş oldu. Devamı gelecek mi göreceğiz ama gelirse haberiniz olur merak etmeyin :). Bir de benim eklemek istediğim bir şey var ki o da, Etohum aracılığı ile büyük internet şirketlerinden birinde staj yapma şansım var. Bu konuda başvurularımı yaptım. Bana şans dileyin 🙂

 

Etohum Yaz Kampı eğitim günü

Yaz Kampı Eğitimine gelmeden önce konuya günümün nasıl başladığımı ile başlamak garip olmak umarım :). Dün sabah oldukça zor oldu benim için. Bunun sebebi İstanbul trafiği ve 11üs. Eğer birisi “yeni 11üs istiyoruz!” şeklinde kampanya başlatırsa gönülden destek vereceğimi belirtmek isterim. O otobüslere o doluluk oranında olduğu sürece binmemek en sağlıklısı. Nerede duracağımı bilememek bir yana, yazın getirdiği sıcaklar ile yayıyan dalga dalga ter 🙂 Neyse fazla girmek istemiyorum bu konulara. Bilgi için bakıyor malum birçok kişi bloglara. Ne yapacak 11üs’ü 🙂

Daha önceki yazımda Etohum – Girişim Fabrikası Yaz Kampı programına seçildiğimi yazmıştım. İşte o programı/süreci Burak Büyükdemir dün verilen sınıf eğitimi ile resmi olarak başlattı. Bu yazıda eğitim sırasında aldığım notları, konuşmacıların verdikleri tüyoları sizlerle paylaşacağım( hadi yine iyisiniz :))

İlk olarak sınıf eğitimine gelenleri tanıtmak gerekirse: Sabah, Girişim Fabrikası Direktörü İhsan Elgin “Startup Nasıl Doğar ve Yapılandırılır” ve “İş Fikri Yakalama ve Ölçeklenme Konsepti” gibi konularda bilgiler verdi. Öğleden sonra ise Yonja‘nın CEO’su Dilawar Syed ile başlayan eğitim, bilişim hukuku denildiğinde akla ilk gelen isimlerden olan Av. M. Gökhan Ahi‘nin “Türkiye’de şirket kuruluşu ve yükümlülükler” ve “İnternet şirketleri için hukuk 101” konularındaki dersleri/öğütleri ile devam etti. Son olarak ise sahnede sahnede öyle bir eğitim vardı ki, diğer tüm derslerde aldığım kadar notu sırf bu derste aldım heralde 🙂 iLab Ventures‘dan Yüksel Dibekoğlu bizlere “Yatırımcılar girişimcilerde neye bakar?” ı anlattı.

Detaylara inmek gerekirse İhsan Elgin’in anlattıkları ve aldığım notlar ile başlayalım. İlk olarak meşhur asansör konuşmasına hazırlıklı olmamızı, bir gün gerekli olabileceğini, bu nedenle girişimimizin hangi ihtiyacı karşıladığını, pazar büyüklüğünü, hedef kitleyi, girişimin önemli farklarını, rakipleri vs gibi temel bilgileri veren bir cümle’nin hep aklımızda olması gerektiğini söyledi. Girişimimizin “ilaç” kategorisinde mi, yoksa “vitamin” kategorisinde mi olduğunun farkında olmamız gerektiğinden bahsetti. Çünkü “ilaç” niteliği taşıyan girişimler bir ihtiyacı karşıladığından, daha çabuk büyüme gösterirken, “vitamin” niteliğindekiler, zaten karşılanan ihtiyacı daha iyi ile karşıladığından, “ilaç” olanlara göre daha yavaş büyüme gösterdiğini söyledi. “Yaşam tarzı” ve “Yüksek etki” şirketleri diye kavramlar varmış. Yaşam tarzı şirketleri ismindende anlaşılabileceği gibi iyi bir gelir ile hayatı ikame ettirmeye yararken (yaklaşık 10milyon tl değerli şirketler), yüksek etki şirketleri çok daha büyük, çok daha ileriye götüren şirketlermiş (yaklaşık 100milyon tl değerli şirketler). Bir girişimde bulunurken pazar payının ne kadar büyük olduğunun(Tüik, Avrupa birliği,halka açık şirketler değeri bulurken yararlı olabilir.) ve özellikle büyük olan rakiplerin(girişimin kopyası olması gerekmiyor rakip olması için, sektör rakibi gibi) mutlaka araştırılması gerektiğini söyledi. İş planı oluşturmayı’da uzun uzun anlattı ancak o sırada pür dikkat dinlemekten midir bilinmez bunları not etmemişim 🙁 Son olarak şirketleşmek için acele edilmemesini ve zamanı geldiğinde şirketleşmenin çok daha anlamlı olduğunu söyledi.

Yonja Medya Group CEO’su Dilawar Syed oldukça sempatik bir adamdı. Türkçe bilmediğini ve hepimizin çok iyi ingilizce bilmediğimizi bildiğinden tane tane konuşacağını söylediğinde benim gönlümü kazandı :). Girişimcinin sahip olması gereken özellikleri şöyle sıraladı:

1. Passion (Tutku)

2. Execution (Uygulama)

3. Commitment (Sorumluluk)

4. Impact! (Etki)

Tutku, uygulama ve sorumluluğun etki yaratıcağını ve bunun daha sonra alacağınız yatırımları oluşturacağını söyledi (ben böyle anladım:). Orijinali: “Passion, Execution, Commitment –> Impact as you build next generation of ventures”). Daha sonra genel olarak Yonja Media Group’un neler yaptığından, ne durumda olduğundan vs bahsettiği için, o kısımları not almaktansa dinlemeyi uygun gördüm 🙂 O yüzden fazla birşey diyemiyorum. Ama İşteSosyal isimli sitelerinin oldukça başarılı olduğunu söylemekte yarar var.

Gökhan Ahi geldiğinde direk olaya patent’ten girdi. 🙂 Gerçi olayı bir start-up’ın doğuşundan-ölüşüne(buraya uygun kelime bulamadım :() doğru anlattığı için patentin ilk konu olması normal. Bu konuda birçok kişi tarafından merak edilen noktalara değindi. Örneğin, fikrinize patent alamayacağınızı biliyor muydunuz? 🙂 Bir fikri aynı anda onlarca(belki yüzlerce, binlerce) kişinin düşünebildiğinden dolayı bunun patentlenmesinin mümkün olmadığını söyledi. Aynı şey üretilen yazılım içinde geçerli. İşlevsellik olarak patentlenemiyor. Ancak üretilen kaynak kod “Eser” kapsamına giriyormuş. Dolayısıyla aynı kodları kullanan başka biri olur ise onun hakkında dava açabiliyormuşuz( bunun için patent almaya gerek yok fakat zaman damgası diye birşeyden bahsetti.bknz sahiplen.com). Ancak algoritma için patent alınabiliyormuş ki, bunu da belirtmekte fayda var. Marka tescilinide daha en başta yapmamızın daha sonra başımızın ağırmasını basit bir şekilde engellediğini söyledi(bu tavsiyeye uymak gerekli sanıyorum :)). Herşeyi kitabına uygun yapmamızı tavsiye etti( ileride şirkete yatırım almayı düşündüğümüzde, yatırım firmalarının herşeyi inceleyebileceğinden dolayı). Telif hakları, Eticaret gibi konulardan da bahsetti ancak benim aldığım notlar çerçevesinde bu kadar yazabiliyorum. 🙂

“Yatırımcılar girişimcilerde neye bakar?” sorusunun cevabı ise, başlarda dediğim gibi neredeyse bir bu kadar. O yüzden onu daha sonra yazacağım bilesiniz. 🙂

Kötü niyetli yazılımlar

Dünde dahil olmak üzere başıma birçok kez gelen “kötü niyetli yazılım” sorunu, ve bundan korunmanın öğrendiğim yolları üstüne olacak bu yazı. Tabi herşey bildiğim öğrendiğim kadarıyla. Malumunuz bu yazıcaklarımı bilmeme rağmen dün bulunan yeni bir açık, yeni bir yöntem ile virüs bulaştı sitelerime. Dolayısıyla ilerdede benzer olaylar olduğunda bu yazıyı güncelleme yapmam gerekecek gibi duruyor.

Kötü niyetli yazılım derken? Genellikle .js dosyalarına yerleşen, google’ın fark ettiği, ve kendi üzerinden gelen ziyaretçilere “Bu site bilgisayarınıza zarar verebilir” şeklinde uyarı gösterdiği, dolayısıyla hitlerinizin taban yapmasına sebep olan hadiseden bahsediyoruz. Bunun başınıza gelmemesi için çeşitli korunma yöntemlerini liste halinde veriyorum:

1. Ücretsiz ftp programları (Filezilla gibi) kullanın. Yada ücretli olanları satın alın. (Crackli CuteFTP programı Filezilla’ya geçme sebebim diyebilirim bu virüsler yüzünden.)

2. Biliyorum çok pratik oluyor ama mümkün olduğunda ftp programında sitelerinizin ftp bilgilerini saklamayın. Her seferinde kendiniz girin ve silin (virüs bilgisayarınıza bulaştığında ilk adresi kullandığınız ftp programındaki site bilgileriniz olur).

3. Panelinizi güncel tutun. (Dün bulaşan virüsün kaynağı, Plesk paneldeki bir açıktı. )

Peki artık çok geç, bu uyarı çıkıyor. Temizlemek için ne yapabiliriz? sorusunun maddeler halindeki cevabı:

1. Bütün dosyaları bilgisayarınıza indirin ve dosyalarınızı(özellikle .js uzantılı olanlar ve index.html,index.htm,index.php gibi dosyalara öncelik verin) inceleyin.

2.Sizin yazmadığınız kodlar eklendiğini göreceksiniz ( bu kod genellikle şifrelenmiş javascript kodudur. Size anlamsız gelen sayılar bütünü olabilir. Veya “google-analytiks.com/ga.js” gibi aldatıcı bir js dosyasına gömülmüş olabilir.).

3. Bu zararlı tanınmayan kodları derhal silin.

4. Güvenliğiniz için FTP şifrelerinizi değiştirin.

5. Zararlı kodların temizlendiği dosyaları geri yükleyin.

6. En çok kullananlardan birinin siz olduğunuzu düşünürsek, virüsün bilgisayarınıza bulaşma ihtimaline karşı mutlaka bilgisayarınızı taratın.

7. Google Webmaster Tools’tan uyarı geldiyse temizlediğinize dair inceleme isteğinde(sağlık bölümünde,  kötü niyetli yazılım kısmında bulabilirsiniz) bulunun.

8. Daha sonra Google’ın bu isteğinizi incelemesi için biraz zaman tanıyın (3-5 saat) ve tekrar kontrol edin. Sitenize erişimin düzeldiğini göreceksiniz.

Konuyla ilgili sorun yaşayan, yazdığım bilgiler dışında bilgiler vermek isteyenler olursa yorum olarak bırakabilir. Umarım yararım dokunmuştur.

 

Etohum – Girişim Fabrikası Yaz Kampına seçildim

Evet, daha ilk yazımda belirtmiştim, bir başvurunun şartları arasında olduğu için blog açtığımı.Dahada geçmişe gidersek bu macera aslında bu yıl Girişim Fabrikası‘na başvurmamla başladı. Daha sonra oraya seçildiğimi öğrendim fakat etkinlik programı açıklandığında fark ettim ki, kamp günleri benim şehir dışında olduğum günlere denk geliyordu, ve bir ekibim olmadığı için(tek başıma başvurdum), kampa katılmam mümkün gözükmüyordu. Durum öyle olunca üzüldüm dolayısıyla, ancak daha sonra Etohum‘unda benzer etkinliği düzenlediğini ve programında bana uyduğunu fark ettim ve başvuru yaptım. Ve neticede bu sefer istediğim oldu. Başvurum değerlendirildiği ve seçildiğim konusunda e-postayı geçen gün aldım. Ancak yazmaya fırsat bulabildim .Bilmiyorum kaç kişi başvurdu, kaç kişi arasından seçildim. Belkide seçmek zorunda kaldılar yoğun ilgilen! 🙂 Ama sonuçta benim için önemli olan, istediğim bir şeydi ve elde ettim. Açıkcası insanın emeklerinin karşılığını aldığını görmesi mutluluk verici. Tabi bu daha başlangıç. Şu aşamadan sonra Girişim Fabrikası’nda eğitim, çeşitli görevler vs beni bekliyor.

Kısaca geçen yıl neler olduğunu hatırlarsak bu yılda beni nelerin beklediğini anlamış oluruz. Geçen yıl başvurular bittikten sonra, ilk olarak seçilen üniversiteli girişimcilere sınıf eğitimleri verilmiş, bu eğitimlerde start-up kültürü, ekonomi, hukuk vs gibi girişimcilere gerekli olan birçok bilgi aktarılmıştı. Bu seneye baktığımızda sadece 1 günlük eğitim gözükmekte, ama belkide sonradan açıklanacaktır diğer eğitimler (var ise). Daha sonra girişimcilerle sektörün önce gelen (mynet,yemeksepeti gibi) internet şirketlerine geziler düzenlenmiş, girişimcilerin bu şirketlerdeki yetkililerden sınırsız bilgi edinmeleri sağlanmıştı (bu aşama bu yılda aynı şekilde olacak gibi duruyor şuan ki açıklamalara göre) . Daha sonra neler olduğunu o ara takip edemediğim için şuan bilemiyorum. Ama bu yıl anladığım kadarıyla iş fikirlerimizi iş planı haline getirip, Etohum – Girişim Fabrikası danışma kuruluna sunacağız. Daha detaylı bilgiyi gide gele edineceğimi düşünüyorum, ve elimden geldiğince sizlerle de paylaşacağım.

Tüm bu hikayeden sonra her ne kadar bu yüzden açtım bu blogu desemde, bu başvuru sadece bir vesile oldu. Bloga yazmaya devam edeceğim (öyle umuyorum) merak etmeyin 🙂

Arı Çekirdek finali

Bugün yoğun bir gündü benim için. Gündüz Arı Çekirdek‘in final etkinliğinde finalist girişimcileri dinlemekle geçerken, gecede Fanta Gençlik Festivali kapsamında Emre Aydın ve Tarkan konseri için Bilgi Üniversitesi’nin Eyüp’teki Santral kampüsündeydim. Gece tam bir rezalet olduğu ve sizinde çok ilginizi çekeceğini düşünmediğim için o kısmı atlıyorum. O yüzden yazımın konu başlığında olduğu gibi içeriğide Arı Çekirdek finali hakkında olacak.

Bilmeyenler “Nedir bu Arı Çekirdek?” diye soracak olursa Arı Çekirdek, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin teknoparkı olan Arı Teknokent’in başlatmış olduğu bir girişimci yarışması. Sanırım eylül ekim gibi başvurular toplanmış, oradan seçilen girişimciler bir eğitime, kampa falan alınmış ve bu güne kadar gelmiş. İşte onların son sunumlarını yaptıkları etkinlikti bu etkinlik. Neler yapmak istediklerini, nelere, ne kadar ihtiyaçları olduklarını ve ne kadar kazanabileceklerini anlattılar sahnede. Her birine ayrılan 4’er dakikada (bir miktar aşanlar oldu tabi ki, ama 6. dakikada birini neredeyse sahneden kovuyorlardı 🙂 ) bunları anlattılar. Benim oldukça beğendiğim projelerle birlikte finalist olmasına şaşırdığım projelerde oldu ama ben başarılı bulduklarımdan biraz bahsedeceğim, başarısız bulduklarımı kişisel fikirlerimle karalamış gibi olmamak için.

Projelerden genel olarak bahsetmek gerekirse hepsi kendi alanında iyi başarılıydı (az veya çok). Bir liste halinde hepsini vermiş olayım merak edenler için: Taksi Rehberi, Akmo-inek, N1-Sırtlan, Akıllı Ayna, Kablosuz Enerji, BrandEval, imona, Rovler, Saydam Aerojel, Power Trader, Öykücü, Hidrojen Teknesi, Roket Adamlar, Whonear, Çok Fonksiyonlu Uydular. İlk bakışta, sunumlardan önce benim dikkatimi, internetle alakaları olduğunu bildiğim için “Taksi Rehberi” ve “Whonear” çekmişti. Taksi Rehberi benim Muharrem Taç‘tan bildiğim “Hey Taksi!” projesinin biraz daha ticarileşmiş ve gelişmiş versiyonu. Whonear’ı ise Webrazzi‘yi takip edenler bilir heralde. Ama sunumlar yapıldıktan sonra dikkatim başka projelere kaymadı desem yalan olur.

Öncelikle benim gönlümün 1.si, finalde de 2. olan N1-Sırtlan isimli proje oldu. Olay şuydu, öyle bir madde keşfetmişler ki, normalde sıvı veya yumuşak olan madde, baskı uygulandığında sertleşiyor. Bu olay o kadar farklı alanlarda işe yararki. Ben çok beğendim. Örneğin: Bir giysi düşünün bu maddeyle kaplanmış, o giysi normalde gayet rahat, gayet kolay hareket etmenizi sağlayan bir giysiyken, bir mermi geldiğinde o bölge aniden sertleşiyor ve kurşun size zarar vermiyor. Öyle harika birşey işte. Veya çok daha basit bir örnek: düşününki bir telefon kılıfı. Normalde kolayca takıp çıkarıyorsunuz ama telefon yere düştüğünde sertleşiyor ve telefon herhangi bir zarar görmüyor. Gibi gibi şeyler. Sahnede çok daha çeşitli alanlarda örnekler verdiler ama bunlar geliyor şuan aklıma.

Bir diğer beğendiğim proje yarışmada ilk 3’e girememesine rağmen bence girmeliydi. Etohum 40 finalindede bir benzeri vardı aslında (şuan derece alıp almadığını hatırlayamıyorum ama). Akıllı ayna diye birşey. Öyle bir ayna hayal edinki, mağazaya gittiğinizde ürünleri siz üstünüze giymeden üstünüzde nasıl duracağını size göstersin. Veya online dünyada bakarsak olaya, E-ticaret sitesinde ürünün resmiyle ikna olmak yerine, Webcam aracılığı ile onun üstünüzde nasıl durduğunu gördüğünüzü düşünün.  Arkadaşlar bir adım daha ileri gitmiş ve bu aynanın size en uygun bedenide bulabileceğini böylece yanlış beden alma sorununun da çözüleceğini iddia ettiler ( yanlış beden ürün alımı oranı %9muş bu arada)

Etkinlik İTÜ’deydi malum. İyi der geçerdim de bu kadar iyi bilmezdim. Hani reklam gibi oldu biraz rektör anlattı İTÜ’yü ama. Boş reklam değildi hani. Rektör konuşurken kalkıp “Adam haklı beyler.” diyesim geldi. Artık İTÜ diyince birçok projede dünya 1.si olan bir üniversiteden bahsetmiş olduğumun farkında olacağım. Hele bir liste gösterdiler ki, bir sonuç listesi. 1. sırada İTÜ var, ve listenin devamı sadece ABD üniversiteleri. Düşünün o an nasıl gurur duydum. Sizde okurken gurur duymuşunuzdur eminim 🙂 . Ne diyim bir daha dünyaya gelsem, ne yapar ne eder, İTÜ’de okurdum heralde. (yanlış hatırlamıyorsam güneş enerjili tekne idi dünya 1.si. Gerçi ondan başka birçok projede vardı da o kalmış aklımda.)

Birde mutlaka bahsetmem gereken birşey varki, o da Frutation. Reklamını yapmalıyım. 🙂 Etkinlik kapsamında kahve aralarında, masalarda Frutation’un yenilebilir meyve buketleri vardı. Hele o bukette bir çikolatalı çilekler vardı ki. Mest oldum adeta 🙂 Bu zamana kadar denk gelmemiş/denememiştim. Ama artık denedim ve sık olmasada (malum fiyatlar) almaya karar verdim. Sizlerede tavsiye ederim.

Arı Çekirdek Finali hakkında yazacaklarım şimdilik bu kadar. Gelirse aklıma ilginç detaylar gene yazarım. O yüzden konuyla ilgileniyorsanız bu yazıyı takipte kalmanızı öneririm. Hadi kalın sağlıcakla.

Ritim projesi

Bu güne kadar haberiniz olmuştur, ya da bizzat ben söylemişimdir (“baksana oğlum şurası nasıl oldu?” şeklinde), ya da belkide duymamışsınızdır (O zaman şimdi duyun!) projemi. Ritim 11 aydır ara ara (bu “ara”lar bazen bayağı uzun olabiliyor), vakit buldukça geliştirdiğim ve bugüne kadar ki en çok emek verdiğim site.

Peki nedir bu Ritim?

Ritim nedir sorusuna verdiğim cevaplar sürekli değiştiği için bu sorunun cevabını ben bile karıştırıyorum aslında bazen. “Ritim neydi?” derseniz kısaca anlatmak gerekirse görsel tarafa ağırlık verilmiş bir fizy idi en başta. Ne gerek vardı diyenler Blogspot – Tumblr kıyaslaması yapabilir. Fakat şimdi “Ritim nedir?” derseniz cevabım biraz daha komplike. Artık bir siteye benzemeyi bir kenara bıraktı, kendine özgü yapısı, işleyişi ve algoritmasıyla Ritim artık bir Ritim. Özgün yani. Şunun gibi, bunun gibi birşey diyemiyorum artık onun için.

Bu konunun biraz detayına inersek, Ritim’in sloganıyla başlayayım: “Akıllı müzik kaşifi”. Peki ne yapar bu kaşif? Bu kaşif akıllı, yani siz/sizler siteyi kullandıkça öğrenen, her geçen gün daha geniş bir arşive sahip olan, bununla birlikte daha isabetli, sevmeniz daha muhtemel şarkıları karşınıza çıkarıcak olan bir tavsiye motoru gibi birşey aslında. Çokta detay vermek istemiyorum çünki anlattıkça, paylaştıkça sanki benzeri yapılıyor. Belkide benim düşündüğümü başkalarıda düşünüyor ve benden hızlı ortaya çıkarıyordur. Ama olsun biraz paranoyaklık iyidir. Bu kadar bilgi yeter şimdilik.

Site şuanda e-posta topluyor. Açıldığında kayıt olanlara öncelik tanımak, ilk önce bu akıllı kaşifi keşfetmek için. Sizde onlardan biri olmak isterseniz yapmanız gereken basit. http://rit.im adresine girin ve e-postanızı bırakın!

Son olarak siteyle ilgili görüş, öneri ve şikayetlerinizi lütfen bildiriniz. Ben sizin görüşlerinize önem vermeseydim o site bu kadar gelişemezdi. (böyle giderse beta olarak değil direk tam sürüm açılacakta neyse)

Merhaba dünya!

Merhabalar,

İlk yazıma ne kadar kötü bir blog yazarı olduğumdan bahsederek başlamak istiyorum. Takip edenler bilir, daha önce birçok kez blog yazma girişimim oldu. Ama blog olayının doğasındanmıdır, benim yazmaya olan ilgisizliğimden midir, yoksa tembelliğimden midir bilinmez bir türlü bu işi beceremedim. Her yeniden başladığımda, bu sefer yazacağım dedim ama olmadı. Bu olay benim gibi olan birçok kişininde başına gelmiştir eminim. Yani yanlız olduğumu düşünmüyorum. Orada bir yerlerdesiniz biliyorum 🙂

Neticede bir başvuruda koşulan blog sahibi olma zorunluluğu vesilesiyle tekrar bu maceraya atıldım ama bu sefer atıp tutmayacağım her gün birşeyler yazmaya çalışacağım vs. diye bir şey söylemiyorum. Aklıma geldikçe, paylaşmaya değer, yazmaya değer birşeyler olduğunu düşündükçe yazacağım. O yüzden daha en baştan bunu söylediğim için daha bir rahatım. Ve bence bu iyi birşey. Çünki bu güne kadar hiçbir zaman baskı altında olduğumda, olmadığım zamana göre daha başarılı olmadım. Bu cümleyi tersten okursak belkide baskı altında olmamam, sonuçta daha iyi şeyler yapabilmeme bile sebep olabilir.

Burada neler bulabileceğiniz konusuna gelirsek pek kategorize edip sınırlandırmak istemiyorum ama kendi ilgi/merak konularımda şeyler olacağını düşünürsek, Teknoloji, Programlama dilleri, Tasarım ve birazda Siyaset desek büyük ölçüde ne konuda yazılar olacağını anlamış oluruz sanıyorum.

Blogumu takip edin, takipte kalın tavsiyesinde bulunuyor ve “değerli yorumlarınızla, ilk bilgi içerikli yazımın hangi konuda olacağını belirleyebilirsiniz” diyerek yazımı noktalıyorum.